Dila Su ESMER

Fizyoterapist

Mesleki disiplinleri yüksek Mehmet Şen ve Kaan Akın ile beraber çalışmak bence kariyer anlamında benim için dönüm noktası oldu. Şimdiye kadar katetmiş olduğum bu yol bana bilmediğim şeyleri farketmeyi öğretti. Böylece neyi öğrenmem gerektiği konusunda kendimi keşfettim. Hiçbir zaman bir şeyi tam anlamıyla öğrenemeyeceğimi çünkü öğrenmenin bitmediğini öğrendim.

“Hayatım boyunca gözlemleyerek öğrendim”

Ocağın başına ilk geçtiğimde 3-4 yaşlarındaydım. Annem yemek yaparken beni tezgaha oturtur, elime verdiği tahta kaşıkla soğanları kavurmamı isterdi. Ben sırf soğanla salçayı kavurabilmek için annemin mutfağa geçmesini beklerdim. 

Annemden öğrendiğim bir başka şey ise çalışmak oldu. Hem işe gidiyor, gerekirse eve iş getiriyordu hem de evde babamla bölüştükleri ev işlerinden üzerine düşeni yapıyordu. Hafta sonları dahi evde çalıştığını hatırlıyorum. Devlet memuru olarak çalıştığı ilçelerde kısa zamanda çalışkanlığıyla isim yapmıştı.

Babamdan yoğurt mayalamasını öğrendim, babaannemin yer sofrasında içli köfte yapışını izledim.  Kedi gibi izlediğim için payıma düşeni yemeyi beklerdim. Hem kokuları hissetmek için hem de izleyerek öğrenmek için.

Babamdan da yemek dışında öğrendiğim şeylerden biri düzenli olmak idi. Babam her gün dışarı çıkmadan evvel o gün için lokasyonları da baz alarak yapmayı planladığı şeyleri sıraya koyar, her şeyi dosyalardı.

“Bir keresinde kuzenimle Balıkesir’den Ankara’ya otostop seyahatinde bizi arabasına alan aile Eskişehir’e gidiyor diye rotayı değiştirip biz de Eskişehir’e gitme kararı almıştık.”

Annem ve babam kadar hayatıma etki eden bir başka kişi de kuzenim oldu. Onunla yaptığımız seyahatlerde spontane değişiklikler o an kötüymüş gibi gelse de sonrasında ya ders çıkaracağımız bir duruma ya da komik bir anıya dönüşürdü. 

Otostop seyahatlerinde rota değiştirmek zorunda kalmamız veya yurt dışı tatillerinde her şeye anlık karar vermiş olmamız beni son dakika gelişebilecek aksiliklere hazırladı diyebilirim.

“Öğrendiklerimi tek başıma uygulamaya başlayınca hissettiğim tatmin paha biçilemezdi”

Orta okulda evde tek olmaya başladığım dönemlerde karnım acıktığında izleyerek öğrendiklerimi deneyimlemeye başladım. Hamur açıp gözleme yapmaya çalıştığımı anımsıyorum. O dönemde yaptığım yemekleri yiyenlerden aldığım olumlu geri dönüşlerin yarattığı tatmini unutamam.

Tıpkı mesleğimin ilk yıllarında tedaviye aldığım hastaların ağrısı azalmaya başladığında hissettiğim tatmini unutamayışım gibi. 

“Fizik tedaviyi sonradan sevdim.”

Çoğu insanın aksine üniversite sınavına girerken herhangi bir hayalim veya hedefim yoktu. 

Üniversite sınavından sonra ailemin de yönlendirmesiyle seçmeyi planladığım fizyoterapi alanıyla ilgili daha çok şey öğrenebilmek için görüştüğüm fizyoterapistin değindiği şey daha çok mesleğin fiziksel zorluğuydu. Yine de felçli hastaları ayağa kalkmalarına yardımcı olabilmek mucizevi geliyordu.

O zamana kadar fizik tedavinin sadece felçli hastalara uygulandığını sanıyordum.

Dersleri gördükçe aslında ne kadar geniş bir alan olduğunu öğrendim. 

Yıllarca ben ve yakın çevremdeki insanlar yoğun ağrılar çekmiştik. 12 yaşımdayken bana omurga eğriliği teşhisi konmuştu ama kimse bana böyle bir alandan bahsetmemişti. 

“Fizik tedavinin ve fizyoterapistin kesinlikle daha ulaşılabilir olması gerekiyordu.”

Bölümü sevmeme sebep olan şeylerin başında beni etkileyen şey daha çok insana ulaşabileceğim fikriydi.

Fizyoterapistin kim olduğu ve ne yaptığını insanların öğrenmesi, kas-iskelet sistemiyle ilgili ağrıları olduğunda başvuracakları birinci basamak olması gerekiyordu ki hem daha erken hem de kalıcı çözümler bulunabilsin. 

“Gözlemleyerek öğrendiğim ve pratik etmeyi sevdiğim için ikinci senemde okula alıştım”

Ben hep izleyerek ve pratik ederek öğrenebilen biriyim. Fizyoterapide öğrendiğimiz bilgilerin özellikle başlarda fazla sözel olması beni çok zorlamıştı. Pratik dersler ve stajlar başlayana kadar bölümü çok sevdiğimi söyleyemem. 

Stajlarda hastalarla olan iletişimim geliştikçe ve hastalar iyileşmeye başladıkça hissettiklerim çok tatmin ediciydi. 

Daha çok hasta gördükçe farkettim ki insanların yaşam standartlarını yükseltmek evet etkileyiciydi ama her hastanın ağrısı tamamen geçmeyebiliyordu, kırık olan her dirsek tatmin edici şekilde açılmayabiliyordu.

“Neden aynı sıkıntıyla gelen hastalar neden aynı tedaviyle iyileşmiyordu?”

Bu soruların cevabını almama yardımcı olan kişi liseden sonra görüştüğüm fizyoterapist oldu. Bu sefer lisansı bitirmiş yeni mezundum, son karşılaşmamızdan dört sene geçmişti. Bana belki de hayatımın en önemli tavsiyesinde bulunmuştu bu sefer.

“İKOMT eğitimi al”

Almanya merkezli bu eğitimi almak hem maddiyat hem de zaman olarak bazı fedakarlıklar gerektiriyordu. 

Mezun olduktan sonra çalışmaya başladığım Adanadan ayda bir İstanbula gitmem gerekiyordu. 

Adana Şehir Hastanesinde çalışırken tanıştığım hastalar arasında omurga kanseri olan benim yaşıtımda bir hastayla tanışmıştım. Hastanenin en neşeli insanıydı ama biz tanıştığımızda dokuzuncu ameliyatını olmuş, rahatsızlığı sebebiyle bacakları felç olduğu için tedaviye geliyordu. 

Azim ve umut konusunda örnek aldığım kişi olduğunu söyleyebilirim. 

Belki onun hastalığına çare olamayacaktım ama onlarca hastada bir şeyler değiştirebilirdim.

Kursta öğrendiklerim şimdiye kadar öğrendiklerimden çok daha kapsayıcı ve farklı bilgilerdi. 

“Şu an çalıştığım yerden daha çok gözlemleme ve pratik etme imkanı sunabilecek başka bir yer olduğunu düşünmüyorum”

Adanadan ayrıldıktan sonra iş aradığım Ankarada iş ararken bir arkadaşım sayesinde fizyoterapist aradığını öğrendiğim Manuel Terapi Ankara Kliniğinde çalışmak için başvuruda bulundum.

Mesleki disiplinleri yüksek Mehmet Şen ve Kaan Akın ile beraber çalışmak bence kariyer anlamında benim için dönüm noktası oldu. Şimdiye kadar katetmiş olduğum bu yol bana bilmediğim şeyleri farketmeyi öğretti. Böylece neyi öğrenmem gerektiği konusunda kendimi keşfettim. Hiçbir zaman bir şeyi tam anlamıyla öğrenemeyeceğimi çünkü öğrenmenin bitmediğini öğrendim.