Sıkça Sorulan Sorular

Bel ve Kalça

Bel ve Kalça Hakkında Aklınıza Takılan Tüm Soruların Cevapları
Bel fıtığı, bel bölgemizde bulunan omurların arasındaki diskin dış kısmındaki lifli tabakasının  ağır kaldırma, düşme, zorlanma gibi sebeplere bağlı olarak yırtılması sonucu meydana gelir.  Bu fıtıklaşma sebebiyle sinirler baskı altında kalabilir. Genellikle şiddetli bel ağrısı ve bacağa yayılan ağrıyla ortaya çıkar. Her ne kadar fıtık bel bölgesinde olsa da ağrılar sinirlerin hedef organı olan kalça ya da bacak bölgesinde görülebilir. Ama her bel ve bacak ağrısının sebebi bel fıtığı değildir. Bel omurlarında bir bölgenin hareketsiz ve blok halinde kalması ile başka bir bölgeye aşırı yük biner ve bel fıtığına benzer ağrılar ortaya çıkabilir. Bu sebeple iyi bir hasta hikayesi ve fiziksel muayene hastalığın teşhisi için oldukça önemlidir.

Bel fıtığı belirtileri başlıca bel, bacak ağrısı, ayaklarda uyuşma, öne eğilip kalkmada ağrı, yürümede zorluk gibi şikayetlerdir. Fıtığın  ileri aşamalarında ayaklarda güçsüzlük, idrar ve dışkı tutamama, cinsel fonksiyonların yitirilmesi gibi durumlarda ortaya çıkabilir. Bütün bu semptomlar yavaş yavaş ilerleyebilir veya bir  yaralanmaya bağlı olarak çok kısa süreler içinde de oluşabilir. Her ne kadar bu belirtiler bel fıtığı düşündürsede doğru bir şekilde muayene edilmelidir. Çünkü  radyolojik görüntüleme ile bel fıtığı teşhisi konulup herhangi bir semptomu olmayan vakalar oldukça fazladır. Görüntüleme ile fıtık teşhis edilmeyip bel ve bacak ağrısı olan vakalarda sıklıkla görülmektedir. Bu yüzden problemin kaynağı bulunup doğru bir tedavi programı uygulanmalıdır.

Bel fıtığı, omurlar arasındaki disklere fazla yük binmesi sonucu oluşur. Ameliyatsız bel fıtığı tedavi yaklaşımında temel hedef omura binen fazla yükün ortadan kaldırılması olmalıdır. Bu fazla yükün sebebi üstteki veya alttaki omurun hareketsiz kalması, çekirdek bölge olarak adlandırdığımız omurga çevresi kasların (core kasları) zayıf veya çalışmamasından kaynaklı olabilir. Hareketsiz olan omurlar hareketlendirilip çalışmayan veya zayıf olan kas grupları aktif ve güçlü hale getirilirse bel fıtığının önüne geçilebilir. O yüzden bel fıtığı tedavisinde sadece semptomları azaltmaya yönelik değil de fıtığa sebep olan asıl sorun ortadan kaldırılırsa tedavi başarıya ulaşır.

 

Bel düzleşmesi demek normal olması gereken doğal bel çukurluğunun azalması demektir. Normal yer çekimi hattına göre omurlarımıza binen yükün sağlıklı olması için beldeki C şeklindeki kavisin korunması gerekmektedir. Eğer bu kavis korunamayıp bel düzleşmesi meydana gelirse omurlara binen yük artar. Bunun yanı sıra vücudumuzun diğer bölgelerinde de problemler açığa çıkarabilir.  Bu yüzden bel düzleşmesi ile sadece bel sağlığımız bozulmakla kalmaz kalça sırt gibi vücudumuzun diğer bölgelerini de etkileyerek yaşam kalitenizi düşürür.

 

 

Normalde üst üste düzenli bir şekilde dizili olarak yerleşen omurlardan herhangi birinin öne ya da arkaya doğru yer değiştirmesi sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Omurlar birbiri ile eklem yapar ve bağ dokular ile birbirine sıkıca bağlıdır. Spondilolistezis denilen bu kayma hareketine maruz kalan bir bölgede omurlar arasındaki dokular zarar görür, omurların arasında bulunan omurilik ve sinirler sıkışır. Bunun sonucunda bel kalça ve bacaklarda ağrı, uyuşma, karıncalanma ve yanma gibi semptomlar oluşur. Bel kayması doğuştan gelişim bozukluğuna bağlı olarak ve ya ilerleyen yaşlarda yaşlanmaya bağlı olarak bağ dokularda meydana gelen yıpranma sonucu ortaya çıkabilir.

Bel ağrısı şikayeti ile gelen bir hastaya öncelikle fizik muayene de bulunulur. Gerekli ise radyolojik görüntüleme istenir. Fizik muayene ve görüntüleme sonuçlarına göre spondilolistezis teşhisi konur. İlerlememiş bir kayma ise ameliyatsız tedavi manuel terapi ve kişiye özel egzersiz programları ile mümkündür. Manuel terapi ile kaymaya sebep olan durumlar ortadan kaldırılır, medikal egzersiz ile kaslar aktif hale getirilir ve kuvvetlendirilir. Böylelikle daha düzgün bir omurga dizilimi ve kuvvetli çekirdek bölge kasları ile omurga sağlığı sağlanmış olur.

Bu ağrılar 6 haftadan daha kısa süreli olan ağrılardır. Genellikle belirli bir kaza veya bir aktivite ile ani yük binmesi sonucu ortaya çıkar. Bzen de sebebi bilinmeyen bir şekilde aktiviteye bağlı olmadan da ortaya çıkabilir.  Akut bel ağrılarında çoğu zaman ağrılar kendiliğinden geçer ama uzun vadede düşünüldüğünde bel bölgesine gelen travma o bölgenin uyarılmasını bozar ve daha ciddi problemlere yol açabilir. Bu yüzden akut dönem bel ağrılarına profesyonel şekilde müdahalede bulunulmalıdır. Manuel yöntemlerle ağrı ve ödem azaltılmalı, o bölgenin uyarılması kısa sürede düzenlenmelidir. Antiinflamatuar ilaç desteği ile iyileşme hızlandırılmalıdır.

 

 

Omurgamız omuriliği koruyan ve çevreleyen bir kanala sahiptir. Bu omurilik kanalının belli sebeplerden dolayı daralması ‘dar kanal’ olarak adlandırılır. Omurgamızı sabit tutan yapılar disk adı verilen omurlar arasındaki yastıkçıklar, omurları bağlayan eklemler ve bağlardır. Zamanla diskler elastikliğini kaybeder, eklem ve bağlar kalınlaşır, kemik yapıların formu bozulmaya başlar. Bütün bu dejenerasyon süreçleri omurilik kanalının daralmasına neden olabilir. Yalnızca bu dejeneratif süreçler değil kişinin yaşadığı bir düşme öyküsü de travma sonucu bir dar kanal gelişmesine sebep olabilir. Oluşan bu dar kanal sonucunda kanal içinden geçen omurilik sıkışır, sinirler baskı halinde kalır ve normal görevini yapamaz hale gelirler.

 

 

Bel kanal darlığında daralan seviyede omurilik sıkışacağından dolayı o seviyedeki sinirlerde baskı altında kalacaktır. Bu sinirler bacak bölgesine gittiği için genellikle bacaklarda semptom verirler. Genellikle her iki bacakta uyuşma, kuvvet kaybı, yürüme mesafesinde kısalma, nadiren mesane veya bağırsak problemleri gibi semptomlar olabilir. Semptomlar uzun süre ayakta kalma ve yürümeyle artabilir. Bunların yanı sıra dar kanal her zaman semptom vermeyebilir. Yapılan çalışmalarda hiçbir semptomu olmayan ama ciddi dar kanalı bulunan vakalara rastlanmıştır.

Bel ağrısı yaşayan insanların büyük bir problemi de yanlış yatak seçimi ve yanlış yatış ve kalkış pozisyonudur. Yumuşak ve vücudun şeklini alan yatakların yerine daha orta sertlikte yataklar seçilmelidir. Yatış pozisyonu olarak yapılan hata yüzükoyun yatmaktır. Bu yatış hem kardiyovasküler sistem açısından zararlı hem de bele en fazla yük bindiren yatış pozisyonudur. Bu yüzden sağa, sola ve sırtüstü yatmak önerilmektedir. Sırtüstü yatışta dizler altına yastık, sağa veya sola yatışta dizler arasına yastık alıp dizi hafifçe karnına çekmek önerilmektedir. Yataktan kalkarken de aniden kalkmak yerine sağa veya sola dönüp destekli kalkmak veya kişinin durumuna göre tolera edebiliyosa karın sıkı tutup kaslardan destek alarak kalkması önerilmektedir.

 

 

Priformis kası arasından geçen siyatik sinirin bu kastaki gerginliğin artması sonucu sıkışmasıyla ortaya çıkan ve genellikle bel fıtığı ile karıştırılan bir rahatsızlıktır. Kalça ve bel bölgesindeki  eklemlerin kontrol problemleri priformis kasının aşırı gerilmesine yol açabilir. Ayrıca kas içi enjeksiyonlar sonrası görülen apse, kanama gibi durumlarda sendromun oluşmasına zemin hazırlar. Uzun süreli yürüme, koşma, sert zeminde oturma, bacak bacak üstüne atarak oturma gibi durumlarda priformis sendromu semptomlarını artırıcı etkiye sahip durumlardır.

 

 

Manuel terapi yöntemleriyle bu rahatsızlığı tedavi etmek mümkündür. Manuel terapi ile kas yumuşak doku mobilizasyon yöntemleriyle gevşetilir, eklem çevresindeki gerginlikler azaltılır ve kan dolaşımı arttırılır. Sıkışan siyatik sinirin bozalan dolaşımını düzenlemek ve siniri daha hareketli hale getirmek için sinir mobilizasyon yöntemleri kullanılır. Tedavinin kalıcılığını sağlamak için manuel terapiye ek olarak kişiye özel ihtiyaca yönelik medikal egzersiz programı oluşturulmalı ve bu egzersizler düzenli hale getirilmelidir.

 

 

Cerrahi girişim sonrasında genellikle kas zayıflığı, ekleme asimetrik yüklenmeler, hareketlilik ve fiziksel aktivite düzeyinde azalma gibi durumlar görülür. Başarılı bir tedavi süreci geçirmek için bu problemler göz önünde bulundurulmalıdır. Cerrahi sonrası 1. gün tedaviye başlanabilir. Uygulanan tedavi programında kalça eklem hareketliliği manuel yöntemlerle optimal düzeye yaklaşmalı, yeterli ölçüde kan dolaşımı sağlanmalıdır. Kalça çevresi kasların kuvvetlendirilmesi, yürüme ve denge eğitimi, ilerleyen süreçlerde fonksiyonel egzersizler de tedavini etkinliğini artırmaktadır. Kilo kontrolü, günlük yaşam aktivitelerinin modifikasyonu, düzenli yapılan ev egzersiz programları süreci daha sağlıklı atlatılmasını sağlayan etmenlerdir.

 

 

Kalça eklemi top-soket tipinde bir eklemdir. Eklemi oluşturan kemikler uyluk kemiği ve leğen kemiğidir. Uyluk kemiğinin top kısmı ile leğen kemiğinin sokete benzer çukurunun eklem yapması ile oluşur. Oldukça hareketli bir eklemdir. 

Kalça eklemini meydana getiren bu kemikler arasında anormal ve tekrarlayıcı hareket zamanla eklemde harabiyete neden olur. Bu harabiyet sonucuna kalçada ağrı, batma eklemde takılma hissi ve ses gelmesi, zaman zaman da kalçada güvensizlik hissi söz konusudur. Bu sıkışma sonucu semptomlar yalnızca kalçada görülmeyebilir. Kalça optimal düzeyde hareket edememesinden dolayı kalça eklemi yük alamaz ve alamadığı bu yük diz eklemine veya bel bölgesine fazla yüklenmeye sebep olabilir. Bu yüzden bel ve diz problemlerinde de kalça ekleminin sıkışması değerlendirilmelidir.

Kalça eklemindeki sıkışma ve eklem boşluğundaki daralmaya bağlı olarak eklem hareketi oldukça azalır. Bunun sonucunda eklem etrafınfdaki kapsül ve kaslar gergin hale gelir, eklem içinde yapılar sıkışmadan dolayı zedelenir ve dejeneratif durumlar meydana gelir. Tedavi aşamasında yapılan manuel terapi teknikleriyle hareketsiz halde olan eklem mobil hale getirilir. Böylece kapsül ve kaslardaki gerginlikler azalır, kan dolaşımı artarak eklem içi dokular beslenmeye başlar. Eklem hissini artıracak yöntemler ile kalça eklem farkındalığı arttırılır. Tedaviye ek olarak kalça çevresi kasları kuvvetlendirecek egzersizler, eklem hissini arttırıcı egzersizler ve denge egzersizleri ile daha sağlıklı bir kalça eklemine sahip olunur. Bu yöntemlere ek olarak kıkırdak hasarının tamiri için PRP gibi enjeksiyon yöntemleri ile tedavi desteklenir.

Halk arasında kireçlenme olarak da biline osteoartrit kalça ekleminde aşınmaya yol açarak ağrıya ve günlük yaşam aktivitelerinde kısıtlılığa sebep olur. Hastalığın erken döneminde ağrı günün sonunda ekleme binen yükler ve yorgunluk sonucu hissedilir. İlerleyen dönemde ise uykudan uyandıran ağrı, sabahları eklemde sertlik, merdiven inip çıkma, arabaya inme-binme, çömelme, giyinme gibi aktivitelerde zorlanma görülür. Genellikle yaşla birlikte artan bu problemi düzenli spor yapma, kilo kontrolü, beslenme düzenlenmesi gibi yöntemler koruyucu etkiye sahip yöntemlerdir.

Bu hastalıkta öncelikli hedef ameliyatsız tedavi etmek olmalıdır. Bu doğrultuda tedavinin amacı ağrıyı gidermek, kireçlenmenin ilerlemesini yavaşlatmak ve kişinin yaşam kalitesini artırmak olmalıdır. Bu amaçla manuel terapi ve fizik tedavi sıkça başvurulan tedavi yöntemleridir. Uygun manuel terapi teknikleri ile kireçlenme sonucu hareketsiz kalan kalça eklem hareketi arttırılır, kan dolaşımı artmasıyla eklem içi ve çevresi dokular beslenir. Fizik tedavi yöntemleri olan elektroterapi ve yüzeyel sıcak uygulamaları ile tedavi desteklenebilir.

Tedavilere ek olarak hastalara uygun yaşam tarzı değişiklikleri önerilir. Kilo fazlası varsa verilmesi, zorlayıcı aktivitelerden uzak durması, uzun süre aynı pozisyonda oturulmaması, uygun ayakkabı seçimi gibi önerilerle hasta doğru bir şekilde yönlendirilir.

Kasık ağrısının en biline sebebi adductor tendinit denilen durumdur. Koşma, futbol, yüzme, binicilik, jimnastik gibi sporlarda en çok kullanılan kaslar bacak içi kas grubudur.  Tekrarlı hareketler ve zorlayıcı stresler bacak içinde, kasığa yakın kasların ve özellikle tendonların yaralanmasına neden olur. Sabahları kasık bölgesindeki katılık ve ağrı, aktivite başlangıcında kasıkta oluşan ağrı ve çekme hissi en tipik bulgulardır. Aynı zamanda yaralanan tendona dokunulduğunda hassasiyet vardır. Bu sakatlık sıklıkla sporcularda görülür. Yeterince germe ve ısınma yapılmaması kontrolsüz yapılan kuvvetledirme çalışmaları ve sportif faaliyetler ve bunların dışında kişide var olan mekanik problemler tendonlara aşırı yük bindirir ve iltihaplanmasına yol açar. Sakatlığa yol açan mekanik problemin ortadan kaldırılmasını takiben yapılacak olna kuvvetlendirme ve egzersiz çalışmaları kişiyi sağlığına kavuşturur.

Kalça eklemi sürekli yapılan yoğun aktivitelere dayanabilen güçlü bir yapıya sahip hareketli bir eklemdir. Yuvarlak bir başı olan uyluk kemiği geniş harekete sahip olan  bir soketin içine yerleşmiştir. Dayanıklı yapısına rağmen kalça ekleminde ağrıya sebep olan durumlar  yapılan zorlayıcı hareketler, düşme, yaralanma veya ilerleyen yaş gibi nedenlerle olabilir. Aynı zamanda düşme ya da kemik erimesine bağlı olarak kırıklarda kalça problemleri yaratabilir. Kalça ağrısı her zaman büyük bir soruna işaret etmez. Uzun süre oturma ve ayakta durmak da kalça ağrısına sebep olabilir. Bu tür ağrılar herhangi bir tedaviye gerek kalmadan iyileşir. Direkt olarak kalçaya gelen travmalar kırık çıkıklar, artritik durumlar, kasık fıtığı, tendinit, sinovit gibi durumlar ve bunların dışında bel ve diz bölgesindeki problemler kalça ağrısına neden olabilir.

Kalça çıkığı, çocuklarda kalça ekleminde gelişim probleminin olduğu bir durumdur. Bu rahatsızlıklar bebek stabil olmayan gevşek bir kalça eklemi ile doğduğunda ortaya çıkar. Kalça eklemindeki stabil olmayan bu durum bebek büyüdkçe ilerler. Kalça ekleminde bulunan uyluk kemiğinin başı bu süreçte yerinden kayabilir ya da çıkabilir.

Bebeklerde her zaman kalça çıkığı ile alakalı bir belirti görülmeyebilir. Bu sebeple düzenli olarak bir uzmandan destek alınabilir. İki bacak arasında uzunluk farkı, kalça eklem hareketinde kısıtlılık, emekleme, oturma gibi gelişimsel aşamalarda gerilik, kalça bölgesinde deri katlantılarında asimetri ve sayı farkı, yürüyen bebek ve çocuklarda yürürken aksama gibi durumlar kalça çıkığı belirtileri olabilir. Eğer çocuğunuzda bu belirtiler varsa erken dönemde müdahale edilmelidir.

Bel ve Kalça